Haberler

TAM Vakfı’nın 1–7 Mart Deprem Haftası Mesajı
Dirençli Kentler, Güvenli Gelecek ve Adil Finansman Çağrısı

01 MART  2026 / ANKARA      

1–7 Mart Deprem Haftası vesilesiyle, ülkemizin deprem gerçeğini bir kez daha ciddiyetle hatırlatıyor; yaşam hakkını, kamu güvenliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı merkeze alan bütüncül bir afet risk azaltma politikasının aciliyetine dikkat çekiyoruz.


Cumhuriyet tarihi boyunca meydana gelen depremlerde yaklaşık 200.000 vatandaşımızı kaybettik; milyarlarca dolarlık ekonomik kayba uğradık. Bu ağır bedellere rağmen, özellikle yüksek deprem tehlikesi altındaki şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımız, konutlarının ve çalıştıkları binaların güvenliği konusunda derin bir endişe taşımaktadır. Bunun yanında, deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda toplumsal farkındalık düzeyi yetersizdir. Riskle yaşamayı öğrenmiş, ancak riski yönetmeyi başaramamış bir toplum görünümü ile karşı karşıyayız.


Son yüz yılda afet yönetimi anlayışımız ağırlıklı olarak arama-kurtarma ve afet sonrası yardım mekanizmalarının geliştirilmesine odaklanmıştır. Oysa bu yaklaşım, ekonomik açıdan en maliyetli ve insani açıdan en yıkıcı yoldur. Köyden kente göç sürecinde engellenemeyen kaçak yapılaşma; yeterli mühendislik hizmeti almamış, denetimsiz biçimde inşa edilmiş yapı stokunun özellikle büyük şehirlerimizde yaygınlaşmasına yol açmıştır. Bu tabloya, dönemsel imar aflarıyla söz konusu yapıların hukuki statü kazanması da eklenince, risk birikimi kurumsallaşmış; kırılganlık adeta sistematik hale gelmiştir.


Afet risklerini azaltmak yerine, “geliyorum” diyen afetleri yaşayıp sonrasında ekonomik kayıpları telafi etmeye yönelen bir anlayış, ülkemizi tekrarlayan trajedilerle baş başa bırakmıştır. Oysa esas olan, afet olduktan sonra müdahale etmek değil; afet olmadan önce dirençli bir yapılı çevre oluşturmaktır. Ülkemiz, bunu başarabilecek teknik bilgiye, mühendislik birikimine ve insan kaynağına sahiptir. Üstelik afet sonrası yeniden inşa için harcanan kaynakların çok daha küçük bir bölümüyle, risk azaltma yatırımlarını hayata geçirmek mümkündür.


Bu noktada örnek alınabilecek ülkeler mevcuttur. Örneğin, gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Şili, son elli yılda kararlı bir ulusal politika ile deprem riskini yönetme konusunda önemli bir mesafe kat etmiş; bugün depreme karşı en dirençli şehirleri barındıran ülkeler arasında yer almıştır. Şili ile aramızdaki temel fark, teknik kapasite değil; Şili’de merkezi ve yerel yönetimlerin, teknik camianın ve vatandaşların ortak bir siyasi irade etrafında bütüncül hareket edebilmiş olmalarıdır. Ülkemizde ise bu üçlü yapının özellikle siyasi irade ve toplumsal farkındalık boyutlarında güçlendirilmesine ihtiyaç vardır.

Deprem riski, artık yalnızca jeolojik bir mesele değildir. İklim değişikliği nedeniyle artan aşırı hava olayları; zemin koşullarını olumsuz etkileyerek ve altyapıyı zayıflatarak deprem hasarlarını daha da ağırlaştırabilmektedir. Afetler birbirini tetikleyebilen zincirleme süreçlerdir. Bu nedenle risk azaltma politikalarının, yalnızca deprem güvenliğini değil, aynı zamanda iklim dirençliliğini de kapsaması gerekmektedir.

Bu çerçevede, TAM Vakfı olarak “İklim Dirençliliği İçin Yapısal Güvenlik ve Adil Finansman Mekanizması” başlığı altında aşağıdaki temel politika önerilerini kamuoyunun ve karar vericilerin dikkatine sunuyoruz:


1. Ulusal Yapı Dirençliliği Envanterinin oluşturulması:
Belirli bir yaşın üzerindeki (örneğin 2000 yılı öncesi) tüm kritik altyapı tesislerinin ve yoğun nüfuslu konut stokunun kapsamlı bir envanteri çıkarılmalıdır. Bu envanter; yapıların mevcut dayanıklılık düzeyini, malzeme kalitesini, güçlendirme ihtiyacını ve gömülü karbon miktarını içermelidir. Bilinmeyen risk yönetilemez; dolayısıyla şeffaf ve bilimsel bir veri tabanı, sürecin ilk adımıdır.


2. Dörtlü ve adil bir finansman modelinin kurulması:
Yapı sahiplerini mağdur etmeyen, ancak risk azaltmayı zorunlu kılan sürdürülebilir bir finansman havuzu oluşturulmalıdır. Bu model;

Yapı sahibinin düşük faizli, uzun vadeli kredilerle desteklenen makul katkısını,

Devlet bütçesinden afet risk azaltma fonlarına aktarılacak kaynakları,

Bankacılık ve sigorta sektörünün “güçlendirme kredisi” ve prim indirimi gibi araçlarını,

Uluslararası iklim ve kalkınma fonlarından sağlanacak teknik ve mali desteği
bir arada içermelidir.


Bu yaklaşım, Dünya Bankası verileriyle de uyumludur: Yapı güçlendirmeye harcanan her 1 birim kaynak, afet sonrası müdahale ve yeniden inşa maliyetlerinden ortalama 4–7 birim tasarruf sağlamaktadır.


3. Uluslararası çerçevelerle uyumlu politika tasarımı:
Önerilen mekanizma; Paris Anlaşması’nın uyum kapasitesini artırma hedefleri, Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesinin mevcut yapı stokunun güçlendirilmesine yaptığı vurgu ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamındaki güvenli ve dirençli şehirler hedefleriyle doğrudan örtüşmektedir. Ayrıca, iklim değişikliğine karşı savunmasız ülkeler için oluşturulan Kayıp ve Hasar Fonu gibi mekanizmaların önleyici kullanımına da örnek teşkil edebilir.


4. Zorunluluk ve teşvik dengesinin kurulması:
Riskli yapıların güçlendirilmesini teşvik eden; güçlendirilmemiş yapılar için ise kademeli olarak artan sigorta primleri, krediye erişimde sınırlamalar ve denetim mekanizmaları içeren piyasa temelli düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Mevzuatın varlığı tek başına yeterli değildir; tavizsiz uygulanması esastır.

Unutulmamalıdır ki, deprem kader değildir; ihmal ve denetimsizlik kader değildir; siyasi tercihler kader değildir. Dirençli kentler, ancak bilimsel akıl, güçlü siyasi irade ve bilinçli vatandaşlık bilinci ile mümkündür. İnsanların yaşadıkları yerde güvende hissetmeleri; yalnızca can kayıplarını azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda ekonomik istikrarı güçlendirecek, göç baskısını azaltacak ve toplumsal huzuru pekiştirecektir.


TAM Vakfı olarak, merkezi ve yerel yönetimleri, teknik camiayı, finans sektörünü ve tüm vatandaşlarımızı; afet risklerini azaltmayı ulusal bir öncelik haline getirmeye, kısa vadeli siyasi hesapların ötesinde uzun vadeli kamu yararını esas alan bir seferberliğe davet ediyoruz.

Dirençli kentler inşa etmek mümkündür. Gerekli olan; bilgi değil irade, kaynak değil öncelik, söylem değil eylemdir.

Kurucularımız

Copyright © 2025  

TAM VAKFI. Tüm hakları saklıdır